GüncelKültür&SanatMakaleler

Kültür- Sanat | Marx’ın Engels’ in SSCB’nin ve Mao Zedung’un Edebiyata Dair Genel Tutumları (2/2)

“Yüz çiçek yan yana açsın ve yüz düşünce akımı birbirleriyle yarışsın siyaseti, ülkemizde sanatın ve bilimin gelişip ilerlemesi ve sosyalist bir kültürün serpilip boy atması amacıyla saptanmıştır."

Peki, genel hatlarıyla aktardığımız bu olay ve olgulara Mao’nun yaklaşımı nasıl olmuştur? Kendisi de şair olan Mao Zedung, Marksizm’in temel tezinde yer alan ve yukarıda da belirttiğimiz alt yapı ve üst yapı ilişkisinin vurgusuyla “Bir kültür devrimi, siyasi ve iktisadi devrimin ideoloji alanındaki bir yansımasıdır ve onun hizmetindedir” (Zedung, 1995, s. 23) der. Siyasi ve ekonomik dönüşümlerin kültürü de dönüştürmesi temelinden hareketle Ocak 1940’ da Yeni Demokrasinin Kültürü başlığında, Çin’in kültür hareketinin tarihi seyri üzerine çözümlemeler yapmıştır. Bu çözümlemeler de Yeni Demokratik Kültür’ü “geniş halk yığınlarının, anti-emperyalist ve anti-feodal kültürüdür” (Zedung, 1995, s. 23) diye tanımlayıp “Bu kültüre proletaryadan başka hiçbir sınıfın kültür ve ideolojisi önderlik edemez” (Zedung, 1995, s. 23) söylemiyle de en baştan komünist ideolojinin önderliğini belirtir. Daha sonra Çin’deki kültür hareketlerini dört dönem olarak ele alıp dönemleri de şöyle açıklar: “Birinci dönem 1919-1921 arasındaki iki yılı, ikinci dönem 1921-1927 arasındaki altı yılı, üçüncü dönem 1927-1937 arasındaki on yılı, dördüncü dönem de 1937’ den günümüze kadarki üç yılı kapsamaktadır.” (Zedung, 1995, s. 24)

Buradaki birinci dönem, 4 Mayıs Hareketi’nin başlangıcından Çin Komünist Partisi’nin kurulmasına dair olan dönemi kapsamaktadır. Hareketteki “Kahrolsun eski edebiyat yaşasın yeni edebiyat’ sloganı özelinde feodalizme ve emperyalizme karşı yükselen kültür ve edebiyata işaret etmekteydi. Ancak 4 Mayıs Hareketi’nin zayıflığı “halk” denildiğinde o dönemde küçük burjuva aydınlarının anlaşılmasındaydı. İkinci dönem ise Komünist Parti’nin kurulmasını, 30 Mayıs Hareketi’ni, Kuzey Seferi gibi olayları kapsamaktadır.

Önceki dönemde mevcut olan üç sınıfa; komünist aydınlara, devrimci küçük burjuva aydınlara, burjuva aydınlara köylülük de katıldı ve bu sınıfların siyasi birleşik cephesi kuruldu.  Üç Halk İlkesi yenilenerek öğrenci gençlik kitlesine ulaştı. Edebiyat özelinde ise klasik edebiyata karşı çıkılarak herkesin anlayacağı bir yazı tarzı savunuldu. Üçüncü dönemde ise büyük burjuvanın karşı devrimci tutumundan dolayı üç sınıf yani; proletarya, köylüler ve küçük burjuvazi kalmıştı; bu da demek oluyordu ki kitleler arasındaki derinleşme netleşmişti. Dördüncü dönem de Japon emperyalistlerin istilasını kapsamaktadır. (Zedung, 1995, s. 24-28)

Kültür Devriminin tarihi aşamalarına değindikten sonra Mao Zedung’un doğrudan edebî metne dair düşüncelerini aktarmaya çalışacağız. Yukarıda temel mesele olarak değindiğimiz içerik ve biçim tartışmasının açılması için Mao, sanatın kime ve nasıl hizmet edeceği sorununu belirginleştirir. Kim sorusuna verilen cevap bellidir: Halk. Her şeyden önce devrime önderlik eden işçi sınıfı, ikinci olarak en kalabalık ve en sağlam müttefik olan köylüler ve daha sonra silahlı halk birlikleri ve son olarak da küçük burjuva. Burada Marksist estetiğin “Sanat obje’si, herhangi bir ürün gibi, sanatça duyarlı, güzelliğin verdiği hazzı duyabilen bir halk için yaratılır. Üretim, tüketim obje’sini yarattığı gibi, tüketim de üretimi yaratır.” (Tunalı, 1976, s. 120) “Üretimde kişi (person) objektivleşir (nesneleşir), tüketim de ise nesne sübjektivleşir.” (Tunalı, 1976, s.121) ifadelerini göz önüne alırsak Mao’daki okuyucu, seyirci sorununun önemi iyice kavranır.

Diğer yandan nasıl hizmet edeceği sorusuna yaklaşımı ise “düzey yükseltme” ve “yaygınlaştırma” kavramları eksenindedir. Yukarıda değindiğimiz yazara yüklenen misyon ve yazarın/yazının yararlılığı bağlamında bilinçlendirilmesi Mao’nun ifadelerinde en yetkin şekilde görülmektedir. “Sanat ve edebiyatımız esas olarak işçiler, köylüler ve askerler için olduğuna göre, ‘yaygınlaştırma da işçiler, köylüler ve askerler arasında yaygınlaştırma demektir. ‘Düzey yükseltme’ ise onların bugünkü düzeyinden yola çıkarak ilerlemek demektir… İşte bu yüzdendir ki, işçilerden köylülerden ve askerlerden öğrenme görevi, onları eğitme görevinden önce gelmektedir. Bu düzeyin yükseltilmesi açısından daha da doğrudur. Bir şeyi yükseltmek için, bir temel olması gerekir… Bu, işçileri, köylüleri ve askerleri feodal sınıfların, burjuvazinin ya da küçük burjuva aydınlarının düzeyine yükseltmek anlamına da gelmez.” (Zedung, 1995, s.51)

Alıntılanan kısımda net bir şekilde “halkı eğitelim, burjuva edebiyatını, soyut anlatımı anlamıyorlar” benzeri yaklaşımlara karşı yazarın halkla bütünleşmesini, onların hayatını en iyi şekilde kavramalarını istemiştir. Halkın toplumsal hayatının canlılığı, zenginliğini; onların ifade biçimlerinin yarattığı estetiğin gerekliliğini en ufak bir bulanıklığa yer bırakmadan vurgulamıştır.  Soyut ve mutlak olarak değişmez sanata karşı olan Mao’nun bu bağlamda içerik-biçim üzerine tavrını da “Çöküş dönemindeki bütün sömürücü sınıfların sanat ve edebiyatının ortak bir özelliği de, gerici siyasi içerikleri ile sanat biçimleri arasındaki çelişmedir. Bizim istediğimiz siyaset ile sanatın birliği, içerik ile biçimin birliği, devrimci siyasi içerik ile mümkün en yetkin sanat biçiminin birliğidir” (Zedung, 1995, s. 63) bu ifadede görmekteyiz.

İkisinin de birbirini var ettiği, dönüştürdüğü gerçeği diyalektik mantığa uygundur. Nitekim Mao, ideolojik olarak feodal ve burjuva yapılarını güçlendiren sanatın, estetik olarak güçlü de olsa sanat değerinin düşük olacağını; aynı zamanda estetik olarak sanat değeri taşımayan eserlerin, ideolojik olarak doğru da olsa güçsüz olacağını düşünür. Biçime karşı olan bu bakış açısının edebî metne uygulanması noktasında ise ne tamamen eski edebiyatı reddeder ne de toptan Batı edebiyatını savunur.

Dogmacı anlayışın tamamen karşısında yer alan Mao, iki edebiyatın da eleştirel bir şekilde incelenip, o günkü Çin’in gerçek ihtiyaçlarını anlatabilecek; onları ilerletebilecek bir “sentez” fikrinden yana tavır almıştır.

Marksizm’in de Batıda oluşturulan bir teori olmasına karşın her ülkedeki devrimin somut pratiğiyle birleşmesi ile beraber okuyacağımız “Örneğin roman yazarken, dil, kişiler ve konu Çinli olmalıdır; ama bunları Çin tefrikası biçiminde yazmaya gerek yoktur… İki şey birleştiği zaman, biçimleri değişir… Sanat, gerek çağımızın özelliklerini, gerekse milli özelliği belirgin olarak bağrında taşımalıdır. Çin sanatı ne gittikçe daha fazla geçmişe yönelmeli, ne de gittikçe daha fazla Batılılaşmalıdır… Bunu gerçekleştirmeye çalışırken deneyimlerden kaçınmamamız gerekir” (Zedung, 1995, s.89) ifadesiyle sanatın teknik açıdan yetkinleşmesinin formülünü vermiştir. Ve yine bu yetkinliğin sağlanması açısından her sanat akımının, biçiminin deneyimlenmesi fikri Mao’nun özgürlükçü tarafını göstermektedir.

Son olarak bu özgürlükçü anlayışın net bir şekilde görülmesi için 27 Şubat 1957 tarihli “Halk İçindeki Çelişmelerin Doğru Ele Alınması”ndan alınan şu ifadeyi aktarmak istiyoruz: “Yüz çiçek yan yana açsın ve yüz düşünce akımı birbirleriyle yarışsın siyaseti, ülkemizde sanatın ve bilimin gelişip ilerlemesi ve sosyalist bir kültürün serpilip boy atması amacıyla saptanmıştır. Sanat alanında farklı biçimler ve üslûplar özgürce gelişmeli. Kanımızca, belirli bir sanat üslubu ya da düşünce akımını idari önlemlere dayanarak zorla benimsetmek ya da yasaklamak, sanat ve bilimin gelişmesini köstekler.” (Zedung, 1995, s.92)

Sonuç olarak; Marks ve Engels’in mektupları üzerinden değerlendirme imkânı bulduğumuz edebi metindeki gerçekliğin; sınıfların savaşımındaki tüm toplumsal/bireysel çelişkilerin tarihin seyri içerisinde sosyalist bir düzene doğru çözümlenmesi ve bununda bilinç özne olan her bir yazarın kişisel üslubuyla aktarılması söz konusudur.

SSCB özelinde resmi sanat anlayışı olarak kabul edilen Toplumcu Gerçekçilik akımına bir de partinin müdahaleci tavrı olduğu, sanatın tek tipleştiği eleştirilerine karşın; Mao’nun sanatın, bağımsız ve yaratıcı tarafına vurgu yapması; içerik karşısında biçimin değerini koruması; hem eski edebiyatın hem de Batılı edebiyatın eleştirilip benimsenmesi gerektiği düşüncesi; tek tip, basmakalıp anlatımın cansız olacağını ve halk tarafından da sevilmeyeceğini vurgulaması;  doğru bir tavırdır ve sanatı daima ileri taşır.

(Bitti)

KAYNAKLAR:

TUNALI, İsmail, Marksist Estetik, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1976.

ZEDUNG, MAO, Kültür Sanat ve Edebiyat Üzerine, (Çev. Celâl Üster), Berfin Yayınları, İstanbul, 1995.

Kültür- Sanat | Marx’ın Engels’ in SSCB’nin ve Mao Zedung’un Edebiyata Dair Genel Tutumları (1/2)

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu