GüncelMakaleler

YORUM | Yüzde Yüz Milli ve Yerli SİHA

“Üzerine şarkılar yazılan “yüzde yüz milli ve yerli SİHA’lar” Avusturya'dan, kameralar ve optik cihazlar Kanada'dan, roket ateşlenen füzeler ise Almanya'dan satın alınmakta.”

İnsanlık, tarih boyunca yaşamın devamını sağlayabilmek ve çıkarlarını korumak eğilimi ile silaha ihtiyaç duymuştur. Kişisel çabaları ile yarattıkları gücün devamında üstünlüklerini zekâ, beceri ve yeteneklerini de kullanarak aletleri, savaş araç ve gereçlerine çevirmişlerdir.

Dünyamızın da geleceği bu araç ve gereçlerin devamlı evrimine paralel olarak var olacaktır. Elbette bu tarihsel süreci sınıfların oluşumundan ve sınıf savaşımından kopuk ele alamayız. Silahların evrimi, dünyamızı devletlerin pazar savaşına ve silahlanma yarışına, savaşına götürmüştür. II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan bu yana da yaşanan bütün gelişmeler, Leninizm’in emperyalizm tahlilinin gerçekliğini bir kez daha ispatlamaktadır. Ve bu gerçeklik Ortadoğu’dan Asya’ya, Afrika’dan Balkanlar’a, Kafkaslar’a hız kesmeden devam etmektedir. Özellikle Rusya’nın Ukrayna işgali ile gündeme gelen üçüncü emperyalist paylaşım savaşı gerçekleşeceği ya da gerçekleşmeyeceği tartışmalarından daha da önemli olan yaşanan gelişmelerden kimlerin nemalandığı ve kimlere ağır faturaların çıkartıldığıdır.

20’nci yüzyılın başlarından günümüze gelecek olursak, dünya devletleri bütçelerinin büyük bir kısmını savunma ve silahlanma giderlerine ayırmaya başladılar. Birçok ülkede halklar, açlık ve yoksulluk sınırları rakamlarını bile arar olmuşken silahlanma yarışı öylesine hızlandı ki, devletler ülke ekonomileri içinde silahlanmaya büyük bütçeler ayırmaktadır. Araştırmalara göre dünyada savunma ve silahlanma giderleri olarak bir dakika içinde 130 milyon lira harcanmaktadır. (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü) Devamla bloklaşan emperyalist güçlerin dünyanın kaynaklarına daha fazla sahip olmak için aralarında yürüttükleri bölgesel çatışmalar, kitleleri derin ekonomik krize sürüklemektedir. Asya’dan Afrika’ya ve Latin Amerika ülkelerine kadar yeryüzünü insanlık için yaşanamaz hale getiren emperyalist kapitalist sistem, bu bölgelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmek ve kendine yeni pazar alanları oluşturmak için karşılıklı hamlelerle yeni planlar devreye sokmaktadır.

Özellikle ABD emperyalizminin hâkimiyetinin olduğu dönemlerde, yani II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan kısa süre sonra emperyalizmin kanlı tarihinde Kore, Vietnam, Cezayir, Balkanlar, Kafkaslar vb. gibi pek çok ülkeye yönelik yapılan doğrudan işgal saldırıları gelinen aşamada sömürgeci bu politikalar, Ortadoğu’da, Asya ve Afrika’da hız kesmeden devam etmektedir. Ancak bugün durum biraz farklıdır diyebiliriz. Çünkü gelinen aşama eskiden olduğu gibi ABD emperyalizmine her istediği yeri, elini kolunu sallayarak işgal etme olanağını zorluyor. Bugün karşısına Rus ve Çin merkezli emperyalist blok oluşmuş durumda.

Yine bu bloklaşmanın da etkisi ile egemenlik savaşı bir ülkeye direk bir müdahaleyi değil de sömürge veya yarı sömürge devletler aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Emperyalistler arası pazar çelişkisi, her hamlenin karşı hamlesi ile devam ederken şimdilik mevcut savaş yöntemleri, teknolojik silahlar ya da kimyasal silahları kullanarak her bir emperyalist güç süreci bir biçimde kendi lehine döndürme veya bu kanlı paylaşım ortamında en azından dipte kalmamanın çabası içinde gizli toplantılar, iş birlikleri, imtiyazlarla süreci yönetmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bir oyun kurulur ve oyunda taşlar birbirini alaşağı etmek için ardı ardına gelen hamlelerle çekilir.

Artsakh ilhakında ya da Rojava işgal saldırılarında olduğu gibi emperyalizm direk askeri bir müdahalesi olmasa da kirli elleri devreye sokarak yine halklara vahşet, katliam yaşatmaktadır. Artsakh’ın teslim edilmesi, Türk devletinin Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sessiz kalınması vb. emperyalizmin karakterine uygun hareket ettiğini göstermektedir.

Emperyalistler arası bloklaşmadan nemalanan Türk devleti de Kürt düşmanlığı ve Osmanlı hayalleri ile Rojava’ya, Irak Kürdistanı’na saldırılar gerçekleştirerek tarihten gelen barbar kimliğine göre pratikler sergilemektedir. Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nda açlık, yoksulluk sınırlarının esamesinin dahi okunamamasına rağmen ülke ekonomisini silahlanmaya harcayarak tarihini kanla yazmaya devam etmektedir.

“1453’te toplarla, 2021’de SİHA’larla savaş konseptini değiştirdik!”

Dünya silahlanma ya da silahsızlanıyor tartışmalarının içerisinde Türk devleti bunun neresindedir kısmını biraz irdeleyelim. Saldırganlıklarını “1453’te toplarla, 2021’de SİHA’larla savaş konseptini değiştirdik” cümleleri ile propaganda etmektedir. Üzerine şarkılar yazılan “yüzde yüz milli ve yerli SİHA’lar” Avusturya’dan, kameralar ve optik cihazlar Kanada’dan, roket ateşlenen füzeler ise Almanya’dan satın alınmakta.

İlk olarak, Avusturya İmparatorluğu tarafından kullanılan SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı) benzeri silah 1899’da Lahey Barış Konferansı’nda imzalanan bir anlaşma ile “yasadışı” ilan edilmişti. Aradan yüz yıl geçmesine rağmen defalarca kullanılan bu “yasadışı” silahlarla devam ediyor. Türk devletinin 2016’dan bugüne Irak Kürdistan’ından, Rojava’ya, yine Azerbaycan’a hibe ettiği SİHA’larla Artsakh işgalinde katliam aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. İlk olarak SİHA’larının hizmete girdiğini o dönemin Savunma Bakanının, 3 Eylül 2016 tarihinde Twitter hesabından duyurmuştu. Uluslararası silah kontrol devletleri sözde insan hakları üzerine naralar atarken söz konusu ezilen halklar olunca üç maymunu oynamanın da yanı sıra silah anlaşmaları ile yeni silah ticaretleri gerçekleştiriyorlar. Türk devleti, katliam aracı olarak Irak Kürdistanı özellikle Kuzey ve Doğu Suriye halkına karşı rahatlıkla kullanıyor. Askeri güce karşı defalarca kullanılan SİHA saldırısı, son süreçte Rojava’yı ekonomik olarak çökertme planları çerçevesinde elektrik santralleri, su depoları, fabrikalar vb. hedef alındı. İşgal, özel savaş vb. yöntemleri ile sonuç alamayan Türk devleti SİHA saldırılarına her gün bir yenisini eklemektedir. Türk devletinin yerli, milli üretim cümleleri ile propaganda ettiği ancak sadece parçalarını ürettiği SİHA’lar, Rojava hava sahasında normal yaşamın bir parçası haline getirilmiştir.

Teknolojik üretimin, bilimin, sanatın vb. kimin elinde olduğu gerçekliği, insanlığı ya barbarlığın ya da kurtuluşun yoluna sürükleyeceğini bir kez daha yaşıyoruz. Dünyamızı onlarca kez yok edecek nükleer silahlanmanın tek nedeninin günümüzde sermayenin çıkarlarına hizmet etmesidir. Emperyalizmin ezilen halklarla ve kendi aralarındaki çelişmelerinde son teknolojik silahların hedefinde sadece ezilen halklar ve onların öncü güçleri olan devrimci ve komünist partileri, ezilen ulusların kurtuluş örgütleri vardır. Ancak buna rağmen ezilenler, üretilen birçok silaha karşı önlemler geliştirme kabiliyetlerini güçlendirmişlerdir ve bunu yapmaya devam edeceklerdir. Günü geldiğinde SİHA vb. hava saldırı silahlarına karşı da mutlaka karşı bir üretim/tedbir/caydırma veya şaşırtma tekniklerinin gelişeceğini görebileceğiz. Tüm bunlarda insan faktörünün hala ezen ezilen savaşında esas rolü oynadığını göstermeye devam ediyor.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu